Sen Kimsin!

Bizi biz yapan şey ne? Sen kimsin diyenlere ne cevap vermeli! Kişinin kendini tarif ettiği özellikler kişiyi özgün kılar mı? Bizi biz yapan ilk şey deneyimimizden ve irademizden bağımsız olarak işlenen genetik kodlarımızdır. Ardından deneyimlediğimiz ama özgür irade konusunda anlaşamadığımız süreçler geliyor. Bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık. Bu süreçleri yaşarken (sadece yaşamak yeterli gelmediğinden) kendimizi ve yaşadığımız çevreyi anlamaya ve anlamlandırmaya kalkışırız. Pusulamız: Toplum. Asıl amaç bir aidiyet ve anlam bulmaktır. İşte bu süreç sonunda sen kimsin sorusuna verilecek bir cevabımız olur. Ve bu süreçte kimliğimizin “öteki” üzerinden inşa edilmesi eleştirilmek bir yana bolca takdir toplar. Nihayetinde sağlam, özgün, farklı bir kimlik geliştirdiğine inanan birey kendini “öteki” ile tanımlamaktan çekinmez (antikemalist, antikapitalist gibi). İnsan düşmanının(ötekinin) kimliği olmadan kendi kimliğinin zayıflayacağını belki de yok olacağını görmek istemez. İstemeden de olsa kendi kimliğinin özü olan ötekine büyük bir değer verir. Değere değmeyecek şey üzerine kimlik inşa edilmez. Kendini yosunla tarif ettin mi hiç! Ya da ayakkabı bağcığıyla! Kendini öteki ile tanımlama mecburiyeti ötekini az da olsa tanımayı zaruri kılar. Ötekini yani kutuplaştırılanı, hakir görüleni, haksız olanı anlamaya yola çıkar. Çıkar çıkmasına da bu kadar duygusallığın, kutuplaşmanın olduğu yerde bilgiye çok az yer kalır. Karşılaştığı yeni bilgi, kendini konumlandırma ihtiyacı doğurur. Bu kendini konumlandırma isteği eziklik psikolojisinden de kaynaklanabilir, anlamlandırma ya da anlama ihtiyacından da kaynaklanabilir. İnsan, karşılaşılan yeni bilgiyi bağlamından ziyade kendi inançları ve önceki bilgileri ile kıyaslayarak öğrenmeye çalışır. Bazen bu yeni bilgiler ve eski bilgiler sentez yapılır ama amaç ötekini anlamak olmadığı için yapılan sentez tam bir hezeyandır. Bu hezeyanın özgünlük olarak algılanması ise tam bir cahilliktir. Okuduğum üç akademisyenin yazdığı din felsefesi kitabında islamın özü ile hiçbir alakası olmayan konular farklı dinlerinki  ile kıyaslanıp “onlarda öyle bizde de böyle” deniliyordu. Akademide de durum iyi görünmüyor. Bir müslüman mucizeler bağlamında indeterminizme sığınırken, sünnetullah bağlamında determinizme sığınabiliyor. Oysa Kur’an’ın nazil olduğu çağda ne determinist dünya görüşü var ne de indeterminist. Kur’an’ın bağlamından çıkarılıp felsefi tartışmalara meze edilmesinin makbuliyetine müslümanlar karar versin biz devam edelim! Sonuç olarak ben de ötekinden farklı olmak isterdim ama maalesef ben de sizin gibiyim. Travmalarımla, anlam savaşlarımla, sevgimle, öfkemle, egomla tam olarak sizin gibi. Hepimiz birbirimizin aynısıyız sadece öykümüz farklı. Çöldeki vaha kaybolmasın diye inanmayacaksın ama bu böyle! İllüzyon sürsün diye anlamayacaksın ama bu böyle! Büyü bozulmasın diye itiraf etmeyeceksin ama bu böyle! Nihayetinde kendini “ben ‘o’ olmayanım” diye tanımlayan bir kişinin kimlik sahibi olduğunu varsayarsak tasalanmaya gerek yok hepimiz kimlikliyiz, kişilikliyiz. Aksi halde hepimiz bir diğerini yalanlayıp yeni bir kimlik yarattığını zanneden zavallılarız. Ciddiye aldığım tek kimliğim “nüfus cüzdanım”. Diğer kimliklerden bağımsız olarak varolamam ama diğer kimliklere akılla, insafla yaklaşıyorum ama çoğunlukla kayıtsızım. İhtiyacımız olduğu söylenen şeyleri(kimlik, kişilik, karakter) sırtımıza yüklenip akılsızlığımızın cefasını çekiyor olamaz mıyız! Dayatılmamış, yaralanmamış, sahibi tarafından ciddiye alınmayan kimlikler dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s