Bugünlerde… Covid-19

Pek hoş olmayan günlerden geçiyoruz bu ara. Karantinadan sıkılan bir grup var. Dışarı çıkmak zorunda olan başka bir grup var. İkisini de kararında yapmaya çalışan bambaşka bir grup var. Bende herkes gibi virüsle ilgili haberleri ilgiyle takip ediyorum. Öncelikle günden güne televizyon izleme sürem azaldı. Çünkü kanallar çok fazla tekrara düştü ve bende takip etmekten yıldım açıkçası. Virüsün ülkemize gelmesinin üzerinden 3 hafta geçmesine rağmen maske ile ilgili tartışmalar yapıldı hala kolonya ve sabun kullanımı konuşuluyor. Aşının ise salgın filmlerindeki gibi çabucak bulunacağı zannediliyor bu yüzden aşı ile ilgili konuşmakta henüz çok erken ve absürd. Bilmemiz gerekenler bir A4 kağıdını bile doldurmaz ama televizyon programlarında saatlerce virüs konuşuluyor. Virüs ülkemize gelmeden önce “türk geni” veya “kella paça” gibi hezeyanları da unutmuş değiliz. Aşıyı Çin’in mi ABD’nin mi çıkardığını tartışırken birden bir akıllı “5G” nin virüse neden olduğunu ortaya attı. Şüphesiz komplo teorileri ile ilk karşılaşmamız değil. Bu vesileyle komplo teorileri ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Komplo teorileri arkalarında büyük ve kusursuz bir gücü barındırdığı için çok caziptir. Tanrımıza da güçlü ve kusursuz olduğu için inanmadık mı? Üç-beş alakalı yada alakasız olay ortak paydada buluştukça kabul etmek gittikçe cazipleşir. Komplo teorisine inanan birey şunu söyler; fikir sahibi olmak istediğim ama bilgi sahibi olmak istemediğim bir veya birkaç konu var o yüzden başkasının çalışmasını, iddiasını, inancım karşılığında satın alacağım. İnsan inanmak ister çoğu zaman, bilmek değil. Komplo teorilerini doğrulamak sabır, enerji, zaman, para ister bunların tamamı çok azımızda var o yüzden inanmak daha cazip. Beyin konfora aşıktır. Kendimize şu soruyu soralım: Virüsü Çin yapıp hepimize bulaştırdıysa ne yapacağız? Cevap: Hiçbir şey. Sadece dedikodu olsun diye konuşuyoruz. Magazini ve dedikoduyu çok seviyoruz. Bu yüzden yalan bizim dostumuz. Trump Çin virüsü diyor ne yapsın gariban onun ülkesinde de Çin’i kutuplaştırmak para ediyor. Beklersek her şeyin doğrusunu öğreneceğiz. Düşman seçmek niye! Ülkemizde de umreciler hedef gösterilerek muhafazakar kesim kutuplaştırılmaya çalışılıyor halbuki Amerika’dan gelen Erasmus öğrencileri de vardı onları kutuplaştırdık mı? Hayır. Sanırım bu ülkede hep ya muhafazakarları yada seküler kesimi kutuplaştıracağız. Buraların kaymağı da bundan çıkıyor yada kaymak tabakası mı demeliydim. Müslümanlarda geri kalmadı bu kutuplaştırma yarışından ‘Avrupa kirli, biz temiziz; onlara temizliği biz öğrettik’ demeye başladılar. Halbuki elimizde müslümanların daha az virüse yakalandığına dair bilgi yok. Yine aceleyle düşman bulduk. Taraftarlar sevindi peki gerçek değişti mi? Tarihsel gerçeklerden ziyade gerçeklerin kutuplaştırmalara alet edilmesi daha çok dikkatimi çekiyor. Yani bilgiyi işleme biçiminiz kişiliğinizi ele veriyor: taraftar. Görünen o ki ya dinimizi, ideolojimizi ya da sekülerliğimizi alet edip toplumu, dünyayı kutuplaştıracağız. Hakikati, taraftarlık olarak kodlayan beyinlere karşı sözlerim kifayetsiz. Teyakkuz elzem. Agah Aydın’ın dediği gibi “kutuplaştırma işini yerine getirmeyenlerin işine yarar. Bizi kutuplaştıranların daha güçlü olduğunu bilmemiz gerekiyor. Çünkü kavga dili kutuplaştırma pek çok insanın, maalesef, yaşadığı ıstırabı onarma girişimidir.” Agah Aydın’ın Uğur Batı ve Sinan Canan ile yaptığı yayınları dinlemenizi tavsiye ediyorum. Şunu da atlamayayım: Bazıları virüsün zengin, fakir ayırt etmediğini bu yüzden bizi eşit yaptığını iddia ediyor. Buna aslanlar bile güler:) 1000 kişinin yoğun bakıma ihtiyaç duyduğu bir ilde sadece 10 kişi için yoğun bakım yatağı varsa o yataklara kim alınır. Zenginlerin ölebilme ihtimaline sevinmemiz bekleniyor. Adaletsizliği, virüsün yok etmesini bekliyoruz çünkü bizim gücümüz yok. Doğanın, virüsün, ölümün adaletine inanmıyorum. Bunların neden ve neye göre hedef seçtiğini açıklayacak rasyonel delilimiz yok. İnançlarımız ise sadece bizi bağlar. Görecelilik inançlıların canını yakıyor ama gerçek bu. Bu sürecin adaleti sağlamasını ben de umuyorum ama sadece umuyorum delilim yok, keşke olsa! Daha az yersek dünyada aç insan kalmayacağını biliyoruz ama ne yapıyoruz? Sadece bir virüsün adalet sağlamasını bekliyoruz. Doğa adil değildir. Sen adil olmaya çalış. Dünyadaki sermayenin çoğu üç semavi dinin inananlarında peki gelir dağılımı adaleti için ne yapıyorlar? Kendilerine sermaye biriktiriyorlar. Bugünler unutulur; adaletsilikler, eşitliksizlikler çoğalır; biz yine üzülürüz -kesemizden mi eksilecek!Doğaya kıymamızın bedeli mi bu korona bilmiyorum ama zarar vermeden yaşayamayan canlılarız. Gündelik çözümlerin yıllarca sürecek problemleri doğurduğu sır değil. Dünya küresel bir köy. Komşunu düşünmeye var mısın? Kimin kazanacağını hep birlikte göreceğiz: Kapital mi, adalet mi? Yazımı Agah Aydın’ın şu sözleri ile bitiriyorum:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s