Din ve Anlam Krizi #2

Değişen zamanla birlikte tanrı tasavvurlarımızın değişmemesi çokta mümkün görünmüyor çünkü zamanla birlikte aklımız ve vicdanımız da tekamül ediyor. Kaçınılmaz olanda bizim için fayda vardır önyargısı ile hareketle şunları söyleyebilirim: Tanrı tasavvurumuz değişmeseydi fazla çocuğu olan aileler çocuklarından birini tanrı için kurban edebilirlerdi. Ya da hasta olan insanları tanrının lanetlediğini düşünüp onları toplumdan uzaklaştırabilirdik. Ve bugün bazı müslümanlar Allah’ın barıştan yana olduğuna inandıkları için dünyanın herhangi bir yerinde olan savaşlara karşıdırlar çünkü onlara göre islam barış dinidir. Şüphesiz insanlarda bu inancın oluşması zamanın değişimi ile olmuştur çünkü iki-üç asır önce fetih hareketleri yapan atalarının yerine bugün islam barış dinidir demeye başlamışlardır. Peki bugün 1.5 milyar müslüman Allah’ın savaş istediğine inansa dünya nasıl bir yer olurdu? Bu bağlamda farklı gruplar cihada farklı manalar yüklemiştir. Değişim kaçınılmaz ise ve bu değişim toplumun her yerinde aynı olmuyorsa bazı müslümanların Kur’an’ı bizden farklı anlamaları gayet tabii değil midir? Ama müslümanlar değişimden çok korkuyor bazı müslüman “gençler bile” bir yaşlı hastalığı olan “geçmişte yaşama isteği”ne tutulmuş durumda. Onlar için saf islam sahabelerin islamı idi. Ve hiçbir zaman onlar gibi olamayacakları için derin üzüntü içindedirler. Geçmişi yüceltirler çünkü şimdiye hükmedemezler ve gelecek için de kaygılıdırlar. Makinelerin hayatımıza hükmettiği, kuantum fiziğinin konuşulduğu, uzaya çıkılan bu çağda islam anlayışımızın değişmesini yadırgamak hiçte akıllıca değildir çünkü değişim zorunludur. Zorunlu olana, bir manada fıtrata, direnemeyiz. Popüler meseleler eşliğinde din anlayışımız yada Ku’an’ı yorumlamamız şekilleniyor. Mesela şuan hiçbir ateist Kur’an’a göre dünya düz ama bugünkü bilim yuvarlak olduğunu söylüyor demek ki Kur’an uydurmadır demiyor yada müslümanlar dünyanın Kur’an’a göre düz olduğunu iddia etmiyor. Ama dünyanın düzlüğü bir zamanların popüler konusuydu. Şuan başka konular popüler. Hiçbir insan çağından bağımsız düşünemez. Anlam krizlerini yumuşatmanın bir yoluda değişimin doğal olduğu fikrine sahip olmaktır. Nasıl ki beynimiz duyular vasıtası ile algıladığımız dünya hakkında bir yorum yapıyor ve bize dış dünyanın bilgisini sunuyorsa aynen öyle de müslümanlar islamı kendi ırklarından, kültürlerinden, psikolojilerinden, dünya görüşlerinden, ideolojilerinden, bilim anlayışlarından bağımsız yorumlayıp anlıyamayız tüm bu süzgeçlerden süzerek dini anlıyoruz. Tüm bu etmenlerden bağımsız olarak anladığını zanneden insanlar varsa cahildirler. Değişim zorunlu değilse niye Allah üç kitap indirmiştir niye onların sonuncusu olan kitabın binlerce belki milyonlarca yorumu vardır? Değişim ve farklılıklar bir zorunluluktur bugünkü müslümanlar farklılıklar ve değişim ile çok büyük bir cidaldedir. Değişimden korkmak cahilliktir önemli olan değişim sürecinin sağlıklı olmasıdır. Şimdi dinin hayatı sınırlandırıp nasıl anlam verdiğini inceleyelim. Din sonsuz ihtimali teke indirip hayata anlam verir. Mesela islam inancına göre tek tanrı Allah’tır. Çok tanrıcılıkta bile bir sınır vardır. Mesela her tanrının görevi ayrıdır biri topraktan bitki verir diğeri yağmur yağdırır ötekisi güneşi aydınlatır vs. Yine islam milyonlarca tanrıdan sadece Allah var der tanrılar alemine sınır çizer. Sonra büyük insanları peygamberler ile sınırlandırır. Sevginin sadece müslümanlara karşı olmasını isteyerek sevgiye sınır çekip, sevgiyi anlamlandırır. Nefreti kafirlere yöneltip nefrete bir sınır çizer. Empati duygusuna kafirler, gayler veya kadınlar hakkında sınırı aşıp empati kurmayacaksın diyerek sınır çizer. Kur’an “Halbuki gökte ve yerde, Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı oraların nizamı bozulurdu. Demek ki o yüce arş ve hükümranlığın sahibi Allah, onların zanlarından, onların Allah’a reva gördükleri vasıflardan münezzehtir, yücedir!” (Enbiya, 21/22) diyerek iki ilah olunca olabilecek sonsuz ihtimali teke indirir ve “fesad olurdu” der. Halbuki iki veya daha fazla ilah kainatı yaratmış olabilir şu şekilde de savunulabilir: tanrılar anlaşmadan önce kaos vardı, anlaştılar dünyayı yarattılar, anlaşma bozulunca da kıyamet kopacak. Ve bu açıklama akıldan hiçte uzak değildir ama bu ayete iman eden mü’minler için hiçte mantıklı değildir. Evet din akla dahi sınır çizer “dediğimden başka şıkkı düşünme” der. Dinlerin çizdiği bu sınırlar çok anlamlıdır bu bağlamda sonsuzlukta bir mana yoktur. Hatta çoğu müslüman cennetin sonsuz oluşunu bile anlamlandıramaz çünkü sonsuzu insan zihni anlıyamaz. Bu zamandaki çokluğa karşı sınır koymak farz olmuş. Çünkü hiçbir insan milyonlarca kitabı okuyamaz bu kısacık hayatta. Bütün zevkleri tadamaz, bütün dizileri izliyemez. Elimizde olan binlerce nimete rağmen olmayan milyonlarca nimet var bu yüzden zenginler bile fakir hisseder kendini. Bugünün aklı sana milyonlarca kitap okumadan bir şey bilemeyeceğini, yüzlerce partnerin olmadan gerçek aşkı bulamayacağını, milyonların olmadan zengin olamayacağını söyleyerek hayatı karmaşıklaştırıp anlamsızlaştırıyor. Seni sersem, mutsuz, şaşkın, depresif ve agresif yapıyor. Bir insanın, bir günde, bir sosyal medya aracılığı ile binlerce karmaşık duyguyu yaşaması iyi midir? Artık “bir şey” bilmiyoruz milyonlar var hayatımızda çeşitliliğin hayatı rezil ettiği bir dönemde yaşıyoruz bu yüzden tercihlerimiz çok önemli ama kararsızlıkta vacip oluyor. Hoş gelmedin bolluk! Bolluk berekete atıf yapar ama bu bollukta nerde bereket sadece suri-suni bir bolluk. Yine de akıl gördüğüne yani yüzeyselliğe sarılır, sarılmazsa buyurun terapiye: depresyon. Milyonların ardından “bir”i görmek cefa, emek, feraset ister herkes muvaffak olamaz öyleyse denize düşen yılana sarılır: İşte size taassub. Yani yüzeysellik var, yüzeyselliğe yapış, içselleştirme olmadan, yaşantısız al, kabullen, ölümüne savun: saçma sapan tutumlar. Mevlana Cami ne güzel demiş: “yalnız biri iste; başkaları istenmeye değmiyor. Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor. Biri talep et; başkaları lâyık değiller. Biri gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar. Biri bil; mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır. Biri söyle; Ona âit olmayan sözler, mâlâyânî sayılabilir.“*

Kendimizi ve sınırımızı bilmeliyiz. Kendimizi bilince sınırımızı, sınırımızı bilince kendimizi tanıyacağız. Dış dünya öyle tarafsız, öyle yalın, öyle bağımsız durur ki akıllara zarar. Din gelir sana taraf verir, kendine bağlar ve anlam doğar öyleki sol el, sağ el bile anlam kazanır. Anlam krizleri yaşamamak için hayatı sınırlandırmak gerekir. Dindarların hayatı vahdetle doludur. Çoğulculuğu onlara anlatamazsınız bakınız: “Demokrasi tağuttur.” Onlara vahye rağmen olan şeyleri, bencelerinizi anlatamazsınız onların aklı ancak vahdet ile teskin olur. Aile ensest yasağı ile ,aile olur, anlamlı olur. İnsanlarla ilişkimiz toplumsal sözleşmeye uyduğumuz kadar anlamlıdır. Bir okulda sınırlar, kurallar varsa eğitime elverişli olur orası yoksa bataklığa döner. Sınırlar olmadan anlamlı şeyler yapmak imkansız.

Sınırlarımız, mutluluğumuzun teminatıdır.

* Tırnak içindeki söz şu eserden alıntıdır: Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 17. Söz, Said Nursi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s