Düalizm ve İslam #2

İslam dünyasında sürekli akıl ve vahiy çatışması olmuştur her ne kadar kendini Hıristiyanlıktaki gibi göstermesede. Müslümanların artık şunun farkında olması lazım “vahyin nerde bitip aklın nerde başlıyacağı belli değildir ve bu sınırı hiç kimse çizmemiştir ve çizemezde ancak çizdiğini zanneder. Çünkü akıl da tekamül eden bir şeydir mesela eskiden Tanrı’nın insanı kurban etmemizi istediğine inanan insanlar vardı ama şimdi bu artık aklın konusu olmuş ve hiçbir vahye gerek kalmadan bunun yanlış olduğu ifade edilebilir olmuştur. Sürekli tekamül eden bir şeye sınır çizemezsiniz.” Yine benzer şekilde fizik ve metafizik dualizmini düşünürsek “fiziğin nerde bitip metafiziğin nerde başladığı belli değildir o yüzden dinler kendilerini fizik (akıl) ile de temellendirmeye çalışır, fizikte sıkıştığı yerde topu felsefeye, dine atar yada rastgeleliğe sığınır. İşte akıl ve vahiy, fizik ve metafizik birbirinden keskin hatlarla ayrılmadığından ve müslüman gruplar veya alimler bu hatları çizdiklerini sandıkları için birbirleri ile münazaraya girmişler, giriyorlar. Mesala 20. yy da modernist müslümanlar ortaya çıktı ve islamı modern bir şekilde yorumlamaya çalıştı. Yaptıklarının mahiyeti ayrı bir mevzu ama şurası kesindir ki modern çağ başlamadan islamın modern bir yorumunu yapamazlardı. Ve hiçbir insan Kur’an’ı anlamaya çalışırken asla “ırkından, bilimden, dünya görüşünden, kültüründen” bağımsız düşünemez. Bir takım bağımsız düşünceler olabilir ama bunlar azınlıkta kalır. O yüzden biz bunun farkında olarak islamı yorumlamaya çalıştığımızın farkında olmalıyız. Yoksa herkes tarafsız ve bağımsız olduğunu iddia ediyor ve “hır” çıkıyor. Mesela bir asır önce kuantum fiziği yoktu yada kimse uzaya çıkmıyordu yada yapay zeka yoktu ama dünya bu hızla değişime giderken bizim islam algımızın 1000 sene öncesiyle aynı olması gerektiğini iddia etmek akılsızlıktır. Ayetlere yapılan yorumlar da değişebilir ve bu ayeti eğip, bükme olarak anlaşılabilir ama unutmayalım müteşabih ayetleri eğip bükmeden konuşamıyoruz misal Allah ademi iki eliyle yarattığını söylüyor hiçbir müslüman “Allah el demişse eldir kıvırmaya gerek yok” demiyor aynen öyle de akılların (icma olursa) muhal olduğunu söylediği yerde te’vil farzdır hele ki sorgulamanın zirve de olduğu bu asır da. Yanlış anlaşılmasın Kur’an’ı günümüz bilim veya ahlak kurallarına indirgeyelim demiyorum sadece indirgemeye çalışanları tekfir etmiyelim, hor görmeyelim bu doğal bir süreç diyorum. Benim önerim hem dini hem bilimi iyi bilip ikisini de ona göre konumlandırmak ama müslümanların hem dini hem de bilimi bildiğini zannetmiyorum. Şimdi dualizm ve aristo mantığı ile bağlantılı olarak bunların islam dünyasındaki yansımaları üzerine birkaç mevzuya değinmek istiyorum. İslam dünyası hz peygamberin ölümünden sonra yeni sorunlarla karşılaştı (cemel, sıffin, haricilik vs) ve bu sorunlarla birlikte yeni sorular ortaya çıktı (büyük günah işleyen kafir olur mu? İnsan davranışlarında hür müdür? Allah’ın sıfatlarının keyfiyeti nasıldır? gibi.) ve yaklaşık 2. Hicri asırda mutezilenin katkılarıyla “kelam” diye yeni bir disiplin oluştu. Bu disiplin ayetleri akıl ile yorumlamaya çalışıyordu yani ‘akıl ile nass’ı birlikte kullanıyordu ama selefi salihin buna çok karşı çıkıyordu. Ve selefin düşüncesi imamı malik’in şu sözüyle özetlenebilir: ” istiva malumdur, keyfiyeti meçhuldür, hakkında soru sormak bidattir.” İnsanın hürriyetini sorgulayan soru ile devam edelim şimdi. Alimler insanın hür olup olmadığı sorusuna üç çeşit cevap vermiş; bir kısmı hürüz demiş, bir kısmı hür değiliz demiş, bir kısmı da irade ikiye ayrılır biri cüz’i biri külli cüz’i de özgürüz külli de değiliz diyerek cevap vermiştir. Dikkat edilirse son grup soruya tam olarak cevap vermemiştir soru hür müyüz değil miyiz iken cevap hem hürüz hem değiliz olmuştur bu sorunun cevabı bu değildir. Daha doğrusu soru yanlış sorulmuştur. İşte böyle insanı iki şıktan birine mahkum eden sorular aristo mantığı ile yani klasik mantık ile yani dualiter mantık ile sorulmuş sorulardır ve hiçte medeni değillerdir. Dualiter mantığın matematiğini bugünkü bilgisayar yazılımlarında kullanıyoruz ama artık yazılıma ve matematiğe bulanık mantık girmeye başladı mesela japonya’daki maglev trenleri bulanık mantık matematiğine göre yapılmıştır. Görüldüğü gibi hem dualiter mantığın hem de bulanık mantığın sosyal hayatta farklı faydaları vardır. Ama dualiter mantığın dinde pek bir faydası yoktur çünkü bizi iki şıkka mahkum eder o yüzden bulanık mantıkla düşünmek günümüz dindarlarını daha medeni yapacaktır. Peki bulanık mantık nedir? Bulanık mantık iki zıt uçtan ziyade ara formlar hakkında fikir yürüten, fikir veren bir mantıktır. Bulanık mantıkla ilgili Alev Alatlı’nın şu yazısını okumanızı tavsiye ediyorum: http://www.alevalatli.com.tr/makale.asp?s=detaym&ID=31

Şimdi günümüze dönelim bugün bir müslümana Kur’an evrensel midir tarihsel midir sorusunu sorduğumuz zaman genelde Kur’an evrenseldir cevabını alıyoruz ama insanların aklına bu iki şıktan başkası olabileceği gelmiyor çünkü dualiter mantıkla düşünüyoruz halbuki ara formlar aramak için bulanık mantıkla düşünmek zorundayız ve bu dinde elzemdir. Sorumuza dönecek olursak Kur’an bir zamanda, bir peygambere, bir dilde, bir topluma, bir çoğrafyaya gelmiştir bu bağlamda yereldir aynı zamanda tüm insanları sorumlu tutarak ve evrensel ahlak yasaları koyması bakımından evrenseldir. Dediğim gibi dünya bilgisinden bağımsız Kur’an’ı yorumlayamayız, dini anlıyamayız. Hepimiz dinin içinde matığın işi olmaz diye düşünüyoruz ama dualiter mantıkla soru sorup, cevap veriyoruz sadece farkında değiliz. Şimdi iki soruyu karşılaştırdığımızda( insan hür müdür değil midir ve Kur’an evrensel mi tarihsel midir) hem cüz’i-külli ayrımı yapan hem de Kur’an evrenseldir diyen grub genelde kendini “ehli sünnet” olarak tanımlıyor bugün. Halbuki iki soruya verilen cevapların mantığı farklıdır ilk soruda ara form bulunmuş ve cevap verilmiş ikinci soru da ise iki şıktan birine mecburmuşuz gibi cevap verilmiştir bu bize ehli sünnet anlayışının artık orta yoldan ayrılıp iki keskin uçtan birine yaslanmaya çalıştığını gösteriyor ve bu yozlaşma müslümanlar için çok tehlikeli olabilir. Bu bulanık mantığı islam fıkhında görebiliriz mesela alimler bir konuda hüküm vermek için o konu ile ilgili tüm ayet ve hadisleri değerlendirirdi yoksa iki zahiren zıt görünen ayeti veya hadisi alıp biri muhakkak doğrudur demiyordu bütüncül düşünmeye çalışıyorlardı. Artık saf olamayız neyi, ne için, nasıl yaptığımızın farkına varmalıyız yoksa saçmalıklardan kaçamayız ve “deizm tehlikesi” yüzeyselliğinden kurtulamayız. Vesselam.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s